Merhaba. Geçen hafta yayınlamaya başladığım eski romanım Akhıllı Oyun'un ikinci bölümü ile sizlerleyim. Yüzünüzde azıcık bile tebessüme sebep olabilirsem ne mutlu. Keyifli okumalar. Her pazartesi yeni bölümle karşınızda olmaya devam edeceğim. Takipte kalın.
EVLENME O ADAMLA
Yol boyunca Yiğit'in zihnini tek bir şey meşgul etti. Elif... Elif'in tüm pasağına rağmen ışıl ışıl parlayan o simsiyah saçları, yuvalarından her an fırlayacak gibi duran zeytin gözleri, bembeyaz teni...
"Neydi o üstünün başının hali? İnsan içine çıkılmayacak vaziyette onu belediye binasına taşıyan mecburiyet neydi? Ne kadar masum bakışları vardı. Medet umar, yardım ister gibi. Tut elimden al götür beni der gibi. Tutsaydım benimle gelir miydi acaba? Gerçi tuttum ama pek yüz vermedi. Tabi ona tutmak denirse. Ufff saçmalıyorum iyice. Neden onu takip ettim ki? Ne öğrenmeye çalışıyordum? Yol boyunca yaşadıkları en az benim şu an onu düşünmem kadar saçmaydı zaten. Niye ağladı? Niye güldü? Hiç bir şey anlamadım." diye art arda aklına gelen sorulara cevap bulmaya çalıştı. Bi ara kendini tutamayıp "Bu kız kesin çatlağın teki?" diye söylendi gülümseyerek. "Beni ona çeken bu enteresan halleri oldu galiba. Peki, kimdi o yanına gelen kılkuyruk? Neden kendimi kötü hissettim onu görünce? Yapma Yiğiiit, yine saçmalıyorsun? Yarın evleniyorsun unutma. Ayça bu düşündüklerini duysa ne kadar incinir kim bilir? Neyse zaten bir daha nerde göreceğim o kızı, unutur giderim nasılsa" düşünceleriyle boğuşmaya devam ederken, öylesine dalmıştı ki; şehir dışına çıkmak üzere olduğunu fark etmedi. Kendine geldiğinde U dönüşünü bulup evine dönebilmesi için fazladan beş yüz km yol kat etmesi gerekti .
Yaşadığı konağa vardığında onu kardeşi Ece karşıladı. Ece, oldukça naif, zarif, minyon çıtı pıtı bir kadındı. Anne babasının boşluğunu abisi ile doldurmuş, ona olan bağlılığı, eşi ve kızı ile birlikte aynı konakta yaşamaya devam etmesine sebep olmuştu.
"Abicim? Hoş geldin, neden bu kadar geciktin? Çok merak ettim."
"Önemli bir şey yok Ececim, hava almak için dolaştım biraz..." diye cevap veren Yiğit "Havamı aldım desem daha doğru olacak" diye geçirdi içinden ayakkabısını çıkarırken.
"İyi yapmışsın abicim düğün öncesi stresine iyi gelir. O kadar heyecanlıyım, o kadar mutluyum ki Ayçayla evleneceğiniz için."
Yiğit, aynı heyecanı tam olarak paylaşmadığı için kendini suçlu hissetti. Yorum yapmadan sadece tebessüm etmekle yetindi. Koluna giren Ece ile birlikte salona doğru ilerlerken etrafına bakındı.
"Eeee nerde benim prensesim?"
"Burdayım hayatım. Hoş geldin..." diyerek salona giren Ayça kollarını açarak ona yaklaşırken, salonu ağır bir parfüm kokusu kapladı. Yiğit kokunun da etkisiyle yüzünü buruşturarak dalgınlıkla "Ben Birce'yi kastetmiştim." diye cevap vermiş bulundu.
" Yiğiiit kıskanıyorum amaaa..." diyen Ayçanın bozulduğu her halinden belli oluyordu. Biraz bencil bir kişiliğe sahip olmasına rağmen, ailedeki hiç kimse onu bu özelliği ile yargılamamış, olduğu gibi kabul edip sevmeye çalışmışlardı. Babasıyla aynı kazada vefat eden amcasının kızı olduğu için aynı evde yaşıyorlardı ve her haline alışıklardı. Bu evlilik de mantık evliliğinden başka bir şey değildi Yiğit için.
Ayça'nın yüzünün düştüğünü gören Ece, abisine çıkıştı.
"Abicim Ayça haklı müstakbel eşine böyle şakalar yapmamalısın."
"Şaka değildi ama neyse çaktırmayım bari" diye düşündü Yiğit. Gülümseyerek Ayçaya baktı ve oldukça sahte bir sevecenlikle ona yaklaşırken gönlünü almaya çalıştı.
"Ayçacım sen de hiç şakadan anlamıyorsun tabii ki seni kastettim. Birce sümüklü bi velet. Prenses olmak kim, o kim?"
"Ay abiii kaş yapıyım derken göz çıkarıyorsun. Bu erkekler neden incelikten anlamaz! Birce duymasın yüzüne bakmaz valla."
Yiğit, kardeşine doğru eğilip kulağına "Aman Ececim idare et bugün çok yoruldum. beş yüz km yol gitmiş gibi beynim döndü resmen" diye fısıldadı.
"Aman abiiii, alemsin"
"Eeee bal böceğim verdin mi evraklarımızı. Yarın evleniyoruz değil mi?" diye merakla sordu Ayça. Yiğit pek hoşlanmasa da, bu tür böcek isimleriyle hitap etmeyi seviyordu. Bal böceğim, İpek böceğim, Uğur böceğim... Ona göre böcek çiçek ikilemesinin en güzel örneğiydiler. Kendine de çiçeği layık gördüğünü burada belirtmeme gerek yok sanırım.
"Tabii ki verdim canım, dört gözle bu günü bekliyorum ben " diyerek Ayçanın yanağına duygusuz bir öpücük kondurdu.
Ellerini çenesinin altında kenetleyerek "Ama siz çok tatlısınııııız" diyerek baktı Ece, abisine ve müstakbel yengesine. Adeta gözlerinden kalp fışkıran emojiler gibi görünüyordu.
Ecenin tatlısınız sözü ile yine gözleri daldııı gitti Yiğit'in... Havuz başında her yer çiçeklerle süslenmişti. Sarmaşık güllerinin sardığı kemerin altından tüm dikkatleri üzerine çekerek nazlı nazlı salınarak gelen gelin annesinin gelinliğini giymişti ve kır çiçeklerinden oluşmuş bir taçla süslemişti saçlarını. Tam kemerin altına gelince durdu ve ürkek bakışlarla Yiğit’i aradı. Yiğit böyle bir güzellik karşısında büyülenmiş, adeta adımlarını uçarcasına atarak ona doğru ilerliyordu. Yaklaştıkça daha çok heyecanlandığı bu güzeller güzeli gelin Eliften başkası değildi. Tam yanına yaklaşmış elini tutacakken Ayçanın sesi ile daldığı hayalden çıktı.
"Yiğit... İpek böceğiiim nerelere daldın?"
"Efendim? Bişey mi dedin?"
"Ne oldu birden sana? Bugün bi tuhafsın"
"Hiiiç bir hurinin hayalini kuruyordum"
İltifatı üstüne alınan Ayça, sırıtıp "Yiğiiit" diyerek sırnaştı.
..................................................................................................................................
Elif, sinirle eve geldiğinde ilk işi Lam'ı sormak oldu.
"Nerde o Lam? Laaam çabuk buraya gel"
"Sakin ol kızım ne oldu bi sorun mu var? Ne bu üstünün başının hali?"
"Yok, babacım merak etme birkaç ufak aksaklık yaşadım o kadar. Lam'a bugün yaşadığım güzel olayları anlatacaktım sadece"
"Lam, 'ablam gelmeden ben uyuyum' deyip yattı erkenden, ben de anlamadım"
"Yat sen yaaaat ... Cin hortlak olup rüyalarına geleceğim kâbusun olacağım senin" diye kendi kendine mırıldandıktan sonra babasına cevap verdi.
"İyi yapmış babacım dinlensin yarın yorucu bir gün olacak. Annem nerde?"
"Mutfakta yarın için hazırlık yapıyor."
"Ben ona yardım edeyim" diyerek mutfağa yöneldi. Mutfağa girer girmez yüzüne çarpan karışık baharat kokusu ile karnının acıktığını hissetti. Yeşillik yıkamakta olan annesi su sesinden kızının gelişini duymamıştı. Sessizce yaklaşıp arkadan sarıldı.
"Annecim sana öyle çok ihtiyacım var ki!.."
Bu ani sarılma karşısında Sevim ürperdi. Bir anlık refleksle sıçrayıp gözlerini belertti ve arkasını dönüp;
"Allah canını almasın çalı süpürgesi korkuttun beni"
"Anne ya deme öyle sevmiyorum o tabiri"
"Aaaa ne bu üstünün başının hali? Yine ne sakarlıklar yaptın?"
"Ufak tefek şeyler konuşmaya değmez "
"Sonra da çalı süpürgesi dememe kızıyorsun. Şu ahaline bak. Neyse ki sana bir şey olmamış" diyerek kızına sımsıkı sarıldı. Annesinin sarılmasıyla günün tüm negatif enerjisini atan Elif, daha sıkı sarıldı sıcacık anne yüreğini içinde hissedercesine. Ardından mutfaktaki mis gibi kokuyu içine çekip sordu.
"Yemekte ne var Sevim Sultan ben çok acıktım"
"Senin en sevdiğin köfteyi yaptım"
Elif, küçük bir sevinç çığlığı attıktan sonra hemen tencerenin kapağını açıp art arda dört beş köfteyi mideye indirdi. Gözlerini kapatıp bütün tadı içine sindirmeye çalışırken Lam mutfak kapısından kafasını uzatıp "Köfte yiyip şişirmişsen karnını... Beleş yiyip şişirmişsen karnını" mısralarını o tiz sesiyle sırıtarak söyleyip içeri kaçtı. Elif de peşinden koştu ama Lam'ın odasına girip hızla kapattığı kapı, yüzüne çarpınca geriye doğru kafa üstü düşmekten kendini kurtaramadı. Acı ile yumduğu gözlerini hafifçe araladığında üstüne eğilip "iyi misin ablacım" diye soran Mim' in sıcak bakışı ile karşılaştı. O an tüm acısını unuttu. Bir eliyle kafasını tutarak ayağa kalktı ve "iyiyim ablacım merak etme" diyerek kardeşinin yanağını okşadı. Ardından işaret parmağını Lam'ın odasına çevirerek annesine seslendi.
"Anne bak ben bu kızını gebertirim sürekli melodimi değiştirip saçma sapan şarkılar seçiyor, olur olmadık yerlerde rezil ediyor beni."
"Tamam, kızım sen büyüksün uyma ona. Gel bakıyım ben sana sakinleştirici bir masaj yapıyım bugün çok yorulmuşsun galiba."
Masaj fikri kulağa hoş geliyordu ve hiç reddetme gibi bir lüksü yoktu.
"Evet, annecim çok iyi olur öyle yorgunum ki..."
"Ben de ayaklarını ovarım o zaman" diye lafa girdi Mim bütün sevimliliği ile gülümseyerek. Mim, 8 yaşında olmasına rağmen oldukça olgun bir çocuktu ve empati yeteneği ile insanların duygularını içinde hissederdi adeta.
"Ah kuzum öyle iyi olur ki! Düşünceli bıdığım benim" diyerek kardeşine sarıldıktan sonra gidip annesinin dizlerine kafasını koyarak kanepeye uzandı. Mim de sevimli bir kedi yavrusu gibi hemen ayakucuna kuruldu. Biraz masajın ardından çok yorgun olan Elif'in uykuya dalması gecikmedi. Keşke elini yüzünü yıkayıp kıyafetlerini değiştirdikten sonra uyusaydın be Elif. Hadi o yorgun, annesi de uyarmıyor, usulca kalkıp yemek hazırlamaya koyuluyor. Anası ne ki danası ne olsun işte!
Yarım saatin ardından yemek hazır olduğunda ilk masaya gelen Selim oldu. "Kızlar yardıma gelmedi mi? Tek başına mı yaptın bunca şeyi" diye söylendi.
"Aman bey ne olacak sanki! Onlar dinlensin çok bişey hazırlamadım zaten" dedi çorbasını doldururken. Ardından yemeğin hazır olduğunu söylemek için kızlara seslendi.
"Eliiiif... Laaam... Miiim..."
"Zalikel kitabü laraybe fiih... Hanım kaç kere dicem şunların ismini arka arkaya söyleme devamını okuyasım geliyor diye"
"Aman okuyuver ne olacak ağzına mı yapışıyor?"
"İyi de ağzımda çorba kaldı yutamadım püskürtecektim az kalsın"
"Ne yapıyım onu bu isimleri koymadan önce düşünseydin" diye sırıttı. Bunu bilerek yapmıyorsa ben de bu kitabın yazarı değilim.
Uyku mahmuru olmasına rağmen gülümseyerek yanlarına gelen Elif "anne yine formundasın bakıyorum da" dedi sandalyesine otururken. Bak yine yıkamadı yüzünü. Peh!.. Sevim denen mahluk da kocasıyla uğraşana kadar keşke kızlarına bir iki adap öğreteydi. Ama nerdeeee!
"Sorma kızım bari Miim, Laaam, Elif de diyorum onu da yapmıyor"
"Amaaan ne yapıyım öyle de ben şaşırıyorum. Böyle kulağa daha hoş geliyor hem. Çok hoşuma gidiyor" deyince hep birlikte gülüştüler. Aman ne komik! Ahhhh, ahhh Selim ne çekiyor dört karşı cinsin elinden bir bilseniz! Yine de iyi sabır varmış. Neyse konuyu dağıtmayım. Hep birlikte şen şakrak yemeklerini yedikten sonra herkes odasına çekildi.
Biraz sonra Sevim Elifin odasına gidip, aralık kapıdan başını uzattı "Konuşabilir miyiz biraz kızım?" diyerek. Konuşmak için biraz geç kaldın ya neyse!
"Tabi annecim"
Sevim biraz kem küm ettikten sonra ağzındaki baklayı çıkardı.
"Benim güzel kızım bu cimri adamla bir ömür geçer mi? İyi düşündün mü?"
Sevim bu sözleri söylerken, bir yandan da Elifin ipek saçlarını okşuyordu. Elif sonunda banyosunu yapmış, pürü pak olmuştu. Bütün gün yaşadıklarını düşünürken, yavaş yavaş kapanmaya çalışan gözlerini güçlükle aralayarak cevap verdi.
"Aşkolsun annecim Satılmış öyle bi insan mı? Cimri değil sadece biraz fazla tutumlu." diye cevap verdikten sonra "AkBıN olmasa Satılmışla hayatta evlenmezdim ama şu an ondan başka çarem yok. Her şey sizin için güzel annem" diye geçirdi içinden.
"Bilmiyorum kızım. Başta zengin diye ben de sıcak baktım bu evliliğe. Seni rahat ettirir dedim ama harcanmayan parayı neyleyim ben"
"Merak etme annecim her şey çok güzel olacak" derken aslında kendisi de tam olarak inanmıyordu bu söylediğine.
"Hem isminde bile meymenet yok. Satılmış nedir yaaa! İsmi gibi ruhu, karakteri, cesareti her şeyi satılmış galiba. Ne öyle pısırık pısırık. Keşke adı Yiğit falan olsaydı"
"Yiğit nerden çıktı anne? Kim o?"
"Ne biliyim işte öyle ilk aklıma gelen ismi söyledim"
İkisi de gülüşüp biraz daha sohbet ettikten sonra Sevim "Hadi kızım geç oldu yat artık, burada son gecen " deyip biriken gözyaşlarını silerek, odadan çıktı. Elif de duygulanmıştı ama annesine belli etmek istemedi. Odasında bi başına kalınca iyice hüzünlendi.
Karanlık hem ürkütücü, hem sakinleştiricidir. Ama yine de bu iki tezat kelimeyi bünyesinde barındıran sinsi geceye sığınmaktan başka çaremiz yoktur çoğu zaman. Elif de öyle yaptı ve yavaş yavaş tükendiğini hissettiği geleceğini düşünerek yatağına uzandı. Tam uyumak üzereyken gelen sesle korku ile irkildi. Panikle yatağından doğrulup ürkek gözlerle sesin geldiği yöne baktı. Görünürde bir şey yoktu ama ona çok tanıdık gelen buğulu ses tekrar etti söylediklerini;
"Evlenme o adamlaaaa..."
Tüm cesaretini toplayıp "bu ses... bu ses" diye mırıldanarak yataktan kalktı. Işığı açmak için ayağını sürüye sürüye karanlık odanın içinde ilerledi. Önünden hızla geçen karartı ile parmak uçlarına kadar ürperdiğini hissederek bir adım geri gitti. Biraz nefesini toparlayıp sakinleştikten sonra ses çıkarmamaya gayret göstererek tekrar ilerlemeye çalıştı. Sanki ses çıkarsa varlığını hissettiği muammaya yerini belli edecek ve bu her şeyin sonu olacaktı. Zira odada sessizliği bozan sadece duvardaki aile yadigârı saat ve hızla çarpan kalp atışlarıydı. Elini bastırarak gelen sese engel olmaya çalıştı ve nefesini tuttu. Evet, korkuyordu ama bu korkunun onu esir almasına izin veremezdi. El yordamıyla elektrik düğmesini bulmak için elini duvarda gezdirdi. Bir yandan da tüm kalbiyle dua ederken, kulakları uğulduyor, başı dönüyordu. Tam düğmeyi bulduğu anda, vücudundaki tüm tüylerin diken diken olduğunu hissetmesine sebep olan soğuk bir el elini tuttu. Kendinden çıktığına inanamadığı hırıltılı bir sesle çığlık atmaya çalıştı ama olmadı. Elini kurtarmak için çırpındı çabaladı ama nafile... Ne kendini kurtarabiliyor ne de kısılmış sesiyle çığlık atabiliyordu. Elini tutan pençe ona iyice yaklaştığında, nefesini üzerinde hissetti ve ay ışığının yansımasıyla o tanıdık bir çift gözle karşılaştı. "Evlenme o adamla " diye tekrarlarken gözünden adeta ateş fışkırıyordu. Görüntünün kaybolması ümidi ile istemsizce gözlerini sımsıkı yumdu. Tekrar açığında bu kâbusun bitmiş olmasını umuyordu. Bu kıskaçtan kurtulmak nerdeyse imkânsızdı ama çaresizce ve korkuyla o gözlere tekrar baktı. Bu bakış tuhaf bir şekilde sarılmak ve kaçmak arasında duygu karmaşası yaşamasına sebep oldu. Kaçamayacağını anlayınca o keskin bakışlardan korunmak için çaresizce celladına sığınıp kafasını karşısındakini göğsüne gömdü. Ne hissettiğini bilmiyordu. Kalp ritmi iyice yavaşladı ve gözleri kararmaya başladı. Artık yolun sonuna geldiğini düşündü. Kulağındaki uğultu devam ederken uçsuz bucaksız bir tünelde ışığa ulaşmak istercesine yol alıyor, çabalıyor ama bir türlü çıkışa gelemiyordu. Tuttuğu nefesini hala vermediğini hatırladı. Yavaş yavaş nefesi kesilmeye başladığında son kez hafifçe gözlerini araladı... Kafasını yasladığı göğsün kokusunu içine çekti... Bir insan nasıl bu kadar güven verirken aynı zamanda bu kadar korkutabilirdi. Bu çıkmazdan bir an önce kurtulmak için tüm gücünü toplayıp sessiz çığlığını bir kere daha atmaya çalıştı yine olmadı... Bir daha denedi... denedi... denediii... Hırıltıdan başka bir şey çıkmıyordu boğazından.
"Eliiif... .Eliff...Elif kızım uyannnn"
Annesinin sesiyle kendine gelip, kan ter içinde uyandığında gözyaşlarıyla annesine sarıldı.
"Kâbus gördün galiba kızım. Yine AkBıN miydi kâbusuna giren?"
Cevap vermeye gücü yoktu. Sadece hızlı hızlı nefes alıp vererek o gözleri düşünüyordu.
"Ben sana bi bardak su getiriyim" diyerek kalkmaya çalışan annesinin elini tuttu.
"Dur anne beni yalnız bırakma nolur çok korkuyorum..." derken yaşlı gözlerle yalvarırcasına annesine baktı.
"Peki, kızım peki... Kay bakıyım azcık yanına yatıyım"
Biraz kayıyım derken hesabı tutturamayıp yataktan düşünce annesi içinde bulundukları durumun vahametini unutup istemsizce gülümsedi. Elif sakarlık alışkanlığının verdiği çeviklikle hızlıca toparlanıp kalkarak hiç bir şey olmamış gibi tekrar yatağına kıvrıldı. Bu şekilde annesine sarılıp uyumayı çok severdi. Onun sıcacık koynundayken tüm kötülüklerden uzak olduğu hissi doğardı hep içine. Ömrünün sonuna kadar bu şekilde huzurla yatıp her şeyi unutmak istiyordu. Öylesine yorgundu ki, sıcaklığı hissettiği anda göz kapakları kendiliğinden kapanmıştı zaten. Anne kız böylece sarmaş dolaş uyuyup kaldılar.
Sabah olduğunda yine annesinin yumuşacık saç okşamalarıyla uyandı ve gülümseyerek iç çekti.
"En çok saçlarımı okşamanı özleyeceğim"
"Bundan sonra da kocan okşar artık ipek saçlarını... "
"Anne... Deme şöyle utanıyorum"
"Neyse onu bunu bırak da gece ne gördün rüyanda? Yine o muydu?"
Elifin gözlerinin önüne gece kâbusu olan gözler geldi. Bir anda silkinip cevap verdi.
"Hayır, anne bu sefer başka bir zorbaydı."

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder