Konakta
tam bir panik havası vardı. Herkes bir yerlere koşuşturuyor, telaşla
yetiştirememekten korktukları düğün hazırlıklarıyla mücadele ediyorlardı
Küçüklüklerinden itibaren Yiğit ve Ece' ye
bakarak, onlara anne babalarının yokluğunu hissettirmeyen halaları Müjgân
Hanım, hiç evlenmemiş ve kendini yeğenlerine adamış bir İstanbul Hanımefendisiydi.
Kendine ait tek zevki sadece kahve içmekten ibaret olan Müjgân, abilerinden yadigâr
yeğenlerinin mutluluğuyla mutlu olmuş, üzüntüsüyle üzülmüş bir insan olarak,
kendi hayatını geri plana atmış ve iki abisinin çocuklarını evlendirerek en
büyük muradına eriyordu. Bu mutlulukla
adeta hazırlıkları uçarak yapıyor, yorulmak nedir bilmiyordu. Her zaman konağın
yemek kontrolü ondan sorulurdu ve şimdi de düğün için misafirlere ikram
edilecek yiyecekleri kontrol ediyordu.
Evin emektarı Saime, konağın eli
koluydu. Bir yandan servis masasını hazırlarken bir yandan da yiyecek
kontrolü için Müjgân Hanıma eşlik ediyordu.
Ece dekor ve süslemelerle ilgilenirken, minik
Birce de tüm sevimliliğiyle annesine yardım ediyor, her konuk için ayrılmış
masalardaki yerlerine birer beyaz gül koyuyordu.
Ecenin eşi Birkan ise hawai fişek vs.
görsel şölenden sorumluydu ve onun hazırlıklarını yapıyordu.
Saime’nin eşi Rafet normalde bahçe
işlerinden sorumluydu ama bugün ne iş olsa yaparım modunda, bir oraya bir
buraya yetişeceğim diye başı dönmüştü artık.
Ayça mı? O her zaman yaptığını yapıyordu.
Hiç bir şey... Saatlerdir ayna karşısında silip silip baştan yaptırdığı makyajı
ve bozup bozup yeniden yaptırdığı saçıyla uğraşmaktan başka tabi... İyice
yorulan kuaförü "Mal meydanda işte ne
yaparsan yap booooşşşş doğuştan gelen bir güzellik vardır" diyesi gelse de nezaket uğruna susuyordu. Ayça dünya starlarının
statüsüne ulaşmak için farklı farklı saç ve makyajları bıkmadan usanmadan
tekrar tekrar denemekten vazgeçmiyordu. Öyle ki, gelinliğini bile giymeye
fırsat bulamamıştı.
Müjgân Hanımın işi bittiğinde gözü
Yiğit’i aradı. "Nerde bu çocuk?" diye söylenerek önce çalışma odasına
ardından bahçeye baktı. Sonrasında sırayla müştemilat, bahçedeki annesine ait
özel oda, banyo, mutfak, salon, ardiye... Her yere bakmış ama onu bulamamıştı.
"Ece kızım abini
bulamıyorum" dedi tedirgin bir ses tonuyla. Baştan beri Yiğit’e dair
içinde bir şüphe vardı ve şu an o şüphenin tezahürünü yaşadığını düşünüyordu.
"Buralardadır hala, nereye
gidecek"
"Yok kızım yok... Her yere
baktım"
"Allah Allah ben de merak ettim
şimdi. Odasına bakmışsındır herhalde"
"Hönk... Odası mııı? Şeeeyyy bi
oraya bakmadım galiba" deyip sırıttı. Kafasına vurarak "Yaşlılık işte
duruyor bazen" diye de ekledi.
"Ayyy hala alemsin valla dur
ben bakarım oraya"
Ece odaya girdiğinde Yiğit Ağustos sıcağına
rağmen kafasına kadar çektiği örtü ile horlamakla meşguldü. Gülümseyerek yanına
geldi ve yatağın başucuna oturup eliyle örtüyü çekmeye çalışarak seslendi.
"Aşkolsun abi böyle bir günde
bile uyuyabiliyorsun ya helal olsun sana. Hadi kalk bakalım damat bey yeter bu
kadar uyku"
Örtünün altından "Beş dakika
daha" diyerek arkasını döndü Yiğit. Onun için çok da özel bir gün
değildi aslında. İsteksiz isteğine an be an yaklaşırken, ayaklarının geri geri
gittiğini hissediyordu. Ece şaşkınlıktan açık kalan ağzını eliyle kapatıp
abisinin karşısına geçti. Göz hizasına eğilip kafasındaki örtüyü açtı ve;
"Bu evliliği istediğine emin
misin abi?" diye sordu.
Bu
soru ile suçüstü yakalanmış gibi saklandığı yerden çıkan Yiğit, doğrulup
yastığını dikleştirerek oturdu. Kardeşinin de elinden tutup yanına oturttu.
Elini iki avcunun içine alıp sıkıca tutarken, boş bakışlarını yüzüne çevirdi.
"Evet Ececim... Ayça iyi bir
kız..."
"Peki, yeterli mi iyi olması
evlilik için?"
Gözlerini Ecenin gözlerinden kaçırarak
konuşmaya devam etti.
"Sadece iyi değil aynı zamanda
güzel de. Üstelik iyi bir kariyeri var, şirkette çok güzel işlere imza attık
birlikte. Tuttuğunu koparan başarılı bir iş kadını."
"Peki, bunlar yeterli mi?"
"Daha Allahtan cezamı mı
istiyorum. Başka ne olsun?" diyerek gülümsedi Yiğit. Sıkışınca işi hep
şakaya vururdu.
"Aşk abi... Aşk olsun"
"Ben Aşka inanmıyorum. Aşk diye
bir şey yok"
"Yapma abi, aşkın var olduğunu
ikimiz de biliyoruz ve senin ihtiyacın olan tek şey de bu"
"Üstüme gelme Ece... Bugün 16
Ağustos 2018...Unuttun mu annemin vasiyetini? Ona verdiğim sözü. Benim bugün
mutlaka evlenmem lazım ve şu anda en uygun aday Ayça"
"Abiii" derken kara
gözlerini daha da açarak devam etti konuşmasına.
"Annem yaşasaydı sevmediğin
biriyle evlenmeni istemezdi herhalde..."
"Ece annemin istediği tek şey
ona verdiğim sözü yerine getirmem. Hemen hemen her gece rüyama giriyor ve bu
sözümü hatırlatıyor. Ben bu yükün altında daha fazla ezilemem. Bugün Ayça ile
evleneceğim konu kapanmıştır"
"Nasıl istersen" deyip
kalkacağı sırada yerdeki kuru yaprak gözüne çarpan Ece, " bu nedir böyle
" diyerek almak için eğildiğinde, Yiğit ondan önce davranıp bir
hamlede yaprağı kaptı. Ecenin şaşkın bakışları eşliğinde başparmağıyla
yaprağı hafifçe okşayarak derin hayallere dalmışçasına mırıldandı.
"Bu yaralarını sarılarla saran yemyeşil bir yaprak..."
...................................................
"Kızım
bunu yapmak zorunda mısın?"
Bu evliliğin benliğini yavaş yavaş
yok ettiğini hissederken babasının sorusuna cevap vermekte zorlandı. "Evet
babacım sizin için, bir yıldır her gece gördüğüm kabuslardan kurtulmak için
buna mecburum... Size anlatmayı öyle çok isterdim ki, ama yapamam. AkBıN ın
şakası yok bugün olacağına ona söz verdim aksi takdirde söylediğini yapar. Sizi
korumak zorundayım..."
diye cevap veren iç sesini susturup onun tam tersi
şekilde konuştu.
"Evet babacım Satılmış çok iyi
bir insan"
"Ama cimri"
"Amaaan babaa o kadar kusur
kadı kızında pardon oğlunda da olur" diye gülümsedi duygularını bastırmak
için.
"Annen yine kâbus gördüğünü
söyledi. Nedense bu kâbuslarının, evlilikle ilgili olduğunu düşünüyorum"
" Yanlış düşünüyorsun babacım.
Gece herkes kâbus görebilir. Bu çok normal bir şey. Yatmadan önce fazla yedim
onun etkisidir mutlaka merak etme sen"
"En azından buraya iç güveysi
gelme isteğini kabul et bari, gözümüzün önünde olursun"
Selim kızına kıyamıyordu ama âşık
olduğunu düşünüp, isteklerine de karşı koyamıyordu.
"Olmaz baba sorumluluklarını
almayı öğrenmeli"
"Peki, dayanabilecek misin
?"
"Sen beni merak etme babacım
ben tüm Satılmışsal durumlara idmanlıyım" derken kapıdan onları izleyen
Mim' le göz göze geldi.
"Ablacım ben de seninle
geleceğim sana destek olurum" diyerek içeri girdi. Küçücük yüreği ile
ablasının içinde kopan fırtınaları hissetmiş, kendince çözüm üretme yoluna
gitmişti. Bu haliyle ablasına çok benziyordu. Onun gibi fedakâr ve duyarlı.
Zaten Lam ve Mim, Elifin ikiye bölünmüş hali gibiydi. Biri acılarını, biri
umutlarını emanet almıştı.
Kardeşine bakarken hücum eden duygu seli ile
gözleri doldu. Söyleyecek çok şey vardı ama konuşamadı. Boğazındaki yumruyu bu
sefer bastırmakta daha çok güçlük çekti. Kollarını açıp ona sımsıkı sarıldı.
Babası da kızlarına bir süre sarıldıktan sonra
Mim' i alıp, dışarı çıktığında, Elif başını önüne eğip, gözlerini bir noktaya
sabitleyerek kendi kendine mırıldandı.
"Tüm kâbuslar gece görülmez baba..."
..........................................
Kapıyı
tıklayarak odaya giren Saime nikâh memurunun geldiğini haber verdi. Yiğit
başıyla onaylayarak biraz sonra ineceğini ifade etti. Son kez aynada kendine
bakarken sağ üst köşeye iliştirdiği kuru yaprakta gördüğü gülümseyen Elif
yansımasıyla içi burkuldu. "Uzun süre rahat bırakmayacaksın beni anlaşılan"
dedi hafif bir tebessümle. "Olsun canın sağ olsun birkaç güne silinip
gidersin nasılsa tüm benliğimden" deyip aşağı inmek üzere odadan çıktı.
"Hoş geldiniz memur bey
nasılsınız?"
"Teşekkür ederim Yiğit Bey. Gelin
Hanım yok mu?"
"Ayça de birazdan burda olur.
Hah işte geliyor..." diyerek Ayçayı karşılamaya giderken memurun "Ayça
mı?" dediğini duymadı. Merdivenlerden inen nişanlısını nezaket icabı
"Çok güzel olmuşsun" sözleriyle karşılayıp, elinden tutarak alkışlar
eşliğinde nikâh masasına doğru yöneldikleri sırada, nikah memuru yanında
getirdiği nikah evraklarını acele bir şekilde masaya çıkarmakla meşguldü. Yiğit
Ayçanın sandalyesini çekip oturmasına yardımcı olduktan sonra kendisi de yerine
yerleşirken salonda gür bir ses yankılandı davetlilerin şaşkın bakışları
arasında;
"Durun!.. Bu nikâh
kıyılamaz..."
Alışılmışın dışında bu itiraz
seyircilerden değil nikâh memurunun ta kendisinden geliyordu. Yiğit ve Ayça bu
duruma bir anlam veremedi ve şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Memur şaka
yapıyor olmalıydı. Oldukça klişe bir şakaydı ve Ayça bunu söylemeden
geçemeyecekti;
"Memur Bey bu şakayı kıydığınız
kaç nikâhta yaptınız bilmiyorum ama umarım bu son olur. Zira oldukça
banal..."
"Üzgünüm Ayça Hanım şaka falan
yapmıyorum. Bu hikâyenin esas kızı siz değilsiniz. Yiğit Beyle
evlenemezsiniz."
"Bu ne demek oluyor şimdi. Ne
demek esas kız değilim. Hem de öz hakiki esas kızıyım..." dedikten sonra
Yiğit’e dönüp çıkıştı.
"İpek böceğim!.. Bir şey
söylemeyecek misin?"
Yiğit Ayçanın uyarısı ile ancak şaşkınlığını
atabildi.
"Memur Bey biraz daha açık
konuşur musunuz? Biz hiç bir şey anlamıyoruz. Bir sorun mu var?"
"Bakın Yiğit Bey bana verilen nikâh
defterinde Ayça Hanımın ismi yok"
"Yiğit oğlum neler
oluyor?"
"Sakin ol halacım anlarız
şimdi."
"Mutlaka bir yanlışlık vardır.
Bunun abimlerin nikâh defteri olduğuna emin misiniz memur bey?" diye söze
girdi Ece.
"Evet, küçük hanım. Bakın Yiğit
Karahan yazısını kendiniz okuyun..." diyen memur, defteri Eceye uzattı.
Ece önce deftere sonra abisine baktı şaşkınlıkla. Ayça bu duruma daha fazla
dayanamadı ve sinirle kalkıp Ecenin yanına gelerek bir hışımla çekip aldı defteri
elinden. Ellerinin titremesine engel olamıyordu. Deftere baktığı anda dudakları
da titremeye başladı. Kekeleyerek orda yazan ismi okudu
" Ee..Eeliiiff
Kkaaayyaaaaa.....
Salonda uğultular artmaya başladı.
"Aaaaa!..Kim bu Elif Kaya? Yiğit’in yeni sevgilisi mi? O zaman neden
Ayçayı oyaladı.. Vah vah zavallı kız... Pek de güzel... Boyun posun devrilsin
Yiğit boynuzlamış kızı... Şu güzelim
kıza yapılır mı bu? Yok yok bu erkek milletine güven olmaz..."
Fısıldadığını zanneden kalabalığın söylediklerini duymamak için elleriyle
kulaklarını kapatan Ayça "yeteeer..." diye bağırdı. Salonda bir anda
oluşan sessizlikle tüm gözler Ayçaya çevrildi. Gözlerinden ateş çıkarırcasına
Yiğit’e döndü ve "Yiğiiiittt....." diye güçlü bir çığlık attı.
Çığlığın titreşimi ile tüm konak camları tuzla buz oldu. Konukların bin bir
zahmetle yaptırdığı saçları elektrik çarpmışa döndü. Ecenin uçuş uçuş eteği
başına geçti. Birkan’ın çorabında gizlediği paracıkları etrafa uçuştu. Birce’nin
bebeği için biriktirdiği broş, tek taş, kolye, küpe ne varsa hepsi yerlere
saçıldı. Kedisinin tüyleri diken diken oldu. Müjgân’ın kahveleri stoklarından
firar etti. Saime’nin saçları sırma gibi uzadı. Rafet’in göbeği eridi.
Bahçedeki ağaçların yaprakları, ağaçlardaki kuşların tüyleri döküldü. Kümesteki
tavuklar bir yıllık yumurtalarını çıkardılar bir anda. Sarmaşıklar kaçarcasına
uzayıp tüm konağı kaplayarak perili köşke çevirdiler. Tüm bunlar olurken Yiğit’e
ne mi oldu? Yiğit bu tür çığlıklara idmanlıydı ve yıkılmadan dimdik ayakta
durup kulaklarındaki pamuğu çıkardı ve sakin bir şekilde konuştu;
"Ne oldu ne bağırıyorsun
kuyruğuna basılmış kedi gibi?"
Yiğit’in bu sakinliği karşısında konuklardan
biri gelip yüzüne tükürdü "tüüüü bir de utanmadan dalga geçiyor
kızla" deyip yerine geçti. İşaret parmağını kaldırıp açıklama yapmaya
çalışırken bir başkası gelip tokat atarak "Sallandıracaksın böylelerini
Taksim meydanında bakalım bi daha yapabiliyorlar mı" diyerek yerine
oturdu. "Ama teyzecim" diye konuşmaya yeltenen Yiğit yüzüne gelen
suyla neye uğradığını şaşırdı. Bir bardak suyu yüzüne fırlatan teyze bir yandan
da "erkek milleti değil mi topunun ..." diye söyleniyordu aksaya
aksaya ordan uzaklaşırken. Yiğit yüzündeki suyu temizlemeye çalışırken bacağına
yediği bastonla acı içinde yere kapaklandı. Hırsını alamayan bastonlu teyze
sırtına okkalı bir tekme atmadan ayrılmadı ortamdan... Ayça yerde yatan Yiğit’in
hizasına eğilip saçlarından tutup kaldırdı başını ve gözlerine bakarak sordu;
"Yiğit beni deli etme... Seni
bi hamam böceği gibi ezmeden önce açıklama bekliyorum kim bu Elif Kaya?"
Yiğit tek gözünü zorlukla açıp Ayçaya baktı ve
yerden doğrulup bağdaş kurarak oturdu.
"Bilmiyorum ama ismine
bakılacak olursa oldukça zarif, naif, kaya gibi güçlü, ama bir kır çiçeği kadar
kırılgan, bembeyaz tenli, siyah uzun saçlı, zeytin gözlü, ponçik bakışlı, masum
gülüşlü, güzellikte Türkiye birincisi bir kız..."
Ayça
Yiğidin dudaklarından dökülen sözlere inanamadı. "Neler söylüyorsun
Yiğit?"
"Ben ne dediğimi biliyor muyum?
Deminki darbelerden oldu hepsi galiba. O son tekmeyi kaldıramadı bünyem. İşin
aslı tanımıyorum bu kızı ama bu isim bende çok farklı duyular uyandırdı."
"Tabi uyandırır Elif bugün
senin karın olacak..." diye sırıtarak söze girdi nikâh memuru. Ama artık
Ayçanın sinir katsayısı iyice artmıştı. Nikâh memuruna yaklaşıp bağırdı.
"Kesin artık şu saçmalığı...
Hemen bu yanlışlığı düzeltip kıyıyorsun nikâhımızı"
"Bugün mümkün değil. Ancak üç
gün sonra karışıklığı düzeltip yeni nikâh günü verebiliriz"
Ayça
sakin olmaya çalışarak durumu kabullendi. Ha bugün, ha üç gün sonra onun için
fark etmezdi
"Tamam, bugün düğün iptal üç
gün sonra yapıyoruz "
Yiğit duyduğu sözlerle hızlı bir şekilde
bağdaş kurduğu yerden kalktı ve kafasını iki yana sallayarak;
"Hayır, hayır üç gün sonra
olmaz benim bugün evlenmem gerek..." diyerek itiraz etti.
"Üzgünüm Yiğit Bey bu şartlar
altında ya bugün Elif Kaya ile evleneceksiniz ya da üç gün sonra Ayça hanımla
seçim sizin"
Yiğit’in gözünde parlayan ışığı fark
eden Ayça "hayır Yiğit bunu aklından geçiriyor olamazsın" diye Yiğit’in
kucağına doğru bayılma numarası yaptı. Ama Yiğit "tam olarak bunu
düşünüyorum" diyerek salondan hızla çıkarken Ayçanın yere kapaklandığını
fark etmedi bile. Ayça yerde acı içinde "hiç bir yere gitmiyorsun çabuk
geri dön sen benimsin sadece benimmm" diye bağırdı ama bu sözler Yiğit’i
yolundan çevirmeye yetmedi. Bunun üzerine ayağa kalkıp koşarak peşinden gitti
ve sumo güreşçisi edasıyla bacağından tuttuğu gibi yere düşürüp çekerek
gitmesine engel olmaya çalıştı ama Yiğit vurduğu tekme darbeleri ile
kendini kurtarıp hızla salondan çıktı.
Ayçanın
"B.k böceği ne olacak! Beni terk ettiğine pişman olacaksın pişman" diye bağırmasının ardından salondaki çekirdekçi
kalabalıktan hep bir ağızdan "aaaaaaaaaa" sesi yükselirken, Yiğit
geri döndü. Yerden doğrulmaya çalışan Ayça "biliyordum beni
bırakmayacağını" diye sevinse de Yiğit ona hiç bakmadan kalabalığın
"vuuuuuuuuu" sesi eşliğinde memura sordu;
"Elif Kayayı nerde
bulabilirim?"

