8 Mart 2021 Pazartesi

AKHILLI OYUN 3. BÖLÜM



 BU NİKAH KIYILAMAZ

Konakta tam bir panik havası vardı. Herkes bir yerlere koşuşturuyor, telaşla yetiştirememekten korktukları düğün hazırlıklarıyla mücadele ediyorlardı

             Küçüklüklerinden itibaren Yiğit ve Ece' ye bakarak, onlara anne babalarının yokluğunu hissettirmeyen halaları Müjgân Hanım, hiç evlenmemiş ve kendini yeğenlerine adamış bir İstanbul Hanımefendisiydi. Kendine ait tek zevki sadece kahve içmekten ibaret olan Müjgân, abilerinden yadigâr yeğenlerinin mutluluğuyla mutlu olmuş, üzüntüsüyle üzülmüş bir insan olarak, kendi hayatını geri plana atmış ve iki abisinin çocuklarını evlendirerek en büyük muradına eriyordu.  Bu mutlulukla adeta hazırlıkları uçarak yapıyor, yorulmak nedir bilmiyordu. Her zaman konağın yemek kontrolü ondan sorulurdu ve şimdi de düğün için misafirlere ikram edilecek yiyecekleri kontrol ediyordu.

            Evin emektarı Saime, konağın eli koluydu.  Bir yandan servis masasını hazırlarken bir yandan da yiyecek kontrolü için Müjgân Hanıma eşlik ediyordu.

             Ece dekor ve süslemelerle ilgilenirken, minik Birce de tüm sevimliliğiyle annesine yardım ediyor, her konuk için ayrılmış masalardaki yerlerine birer beyaz gül koyuyordu.

            Ecenin eşi Birkan ise hawai fişek vs. görsel şölenden sorumluydu ve onun hazırlıklarını yapıyordu. 

            Saime’nin eşi Rafet normalde bahçe işlerinden sorumluydu ama bugün ne iş olsa yaparım modunda, bir oraya bir buraya yetişeceğim diye başı dönmüştü artık.

            Ayça mı? O her zaman yaptığını yapıyordu. Hiç bir şey... Saatlerdir ayna karşısında silip silip baştan yaptırdığı makyajı ve bozup bozup yeniden yaptırdığı saçıyla uğraşmaktan başka tabi... İyice yorulan kuaförü "Mal meydanda işte ne yaparsan yap booooşşşş doğuştan gelen bir güzellik vardır" diyesi gelse de nezaket uğruna susuyordu. Ayça dünya starlarının statüsüne ulaşmak için farklı farklı saç ve makyajları  bıkmadan usanmadan tekrar tekrar denemekten vazgeçmiyordu. Öyle ki, gelinliğini bile giymeye fırsat bulamamıştı.

            Müjgân Hanımın işi bittiğinde gözü Yiğit’i aradı. "Nerde bu çocuk?" diye söylenerek önce çalışma odasına ardından bahçeye baktı. Sonrasında sırayla müştemilat, bahçedeki annesine ait özel oda, banyo, mutfak, salon, ardiye... Her yere bakmış ama onu bulamamıştı.

            "Ece kızım abini bulamıyorum" dedi tedirgin bir ses tonuyla. Baştan beri Yiğit’e dair içinde bir şüphe vardı ve şu an o şüphenin tezahürünü yaşadığını düşünüyordu.

            "Buralardadır hala, nereye gidecek"

            "Yok kızım yok... Her yere baktım"

            "Allah Allah ben de merak ettim şimdi. Odasına bakmışsındır herhalde"

            "Hönk... Odası mııı? Şeeeyyy bi oraya bakmadım galiba" deyip sırıttı. Kafasına vurarak "Yaşlılık işte duruyor bazen" diye de ekledi.

            "Ayyy hala alemsin valla dur ben bakarım oraya"

             Ece odaya girdiğinde Yiğit Ağustos sıcağına rağmen kafasına kadar çektiği örtü ile horlamakla meşguldü. Gülümseyerek yanına geldi ve yatağın başucuna oturup eliyle örtüyü çekmeye çalışarak seslendi.

            "Aşkolsun abi böyle bir günde bile uyuyabiliyorsun ya helal olsun sana. Hadi kalk bakalım damat bey yeter bu kadar uyku"

            Örtünün altından "Beş dakika daha" diyerek arkasını döndü Yiğit. Onun için çok da özel bir gün değildi aslında. İsteksiz isteğine an be an yaklaşırken, ayaklarının geri geri gittiğini hissediyordu. Ece şaşkınlıktan açık kalan ağzını eliyle kapatıp abisinin karşısına geçti. Göz hizasına eğilip kafasındaki örtüyü açtı ve;

            "Bu evliliği istediğine emin misin abi?" diye sordu.

            Bu soru ile suçüstü yakalanmış gibi saklandığı yerden çıkan Yiğit, doğrulup yastığını dikleştirerek oturdu. Kardeşinin de elinden tutup yanına oturttu. Elini iki avcunun içine alıp sıkıca tutarken, boş bakışlarını yüzüne çevirdi.

            "Evet Ececim... Ayça iyi bir kız..."

            "Peki, yeterli mi iyi olması evlilik için?"

             Gözlerini Ecenin gözlerinden kaçırarak konuşmaya devam etti.

            "Sadece iyi değil aynı zamanda güzel de. Üstelik iyi bir kariyeri var, şirkette çok güzel işlere imza attık birlikte. Tuttuğunu koparan başarılı bir iş kadını."

            "Peki, bunlar yeterli mi?"

            "Daha Allahtan cezamı mı istiyorum. Başka ne olsun?" diyerek gülümsedi Yiğit. Sıkışınca işi hep şakaya vururdu.

            "Aşk abi... Aşk olsun"

            "Ben Aşka inanmıyorum. Aşk diye bir şey yok"

            "Yapma abi, aşkın var olduğunu ikimiz de biliyoruz ve senin ihtiyacın olan tek şey de bu"

            "Üstüme gelme Ece... Bugün 16 Ağustos 2018...Unuttun mu annemin vasiyetini? Ona verdiğim sözü. Benim bugün mutlaka evlenmem lazım ve şu anda en uygun aday Ayça"

            "Abiii" derken kara gözlerini daha da açarak devam etti konuşmasına.

            "Annem yaşasaydı sevmediğin biriyle evlenmeni istemezdi herhalde..."

            "Ece annemin istediği tek şey ona verdiğim sözü yerine getirmem. Hemen hemen her gece rüyama giriyor ve bu sözümü hatırlatıyor. Ben bu yükün altında daha fazla ezilemem. Bugün Ayça ile evleneceğim konu kapanmıştır"

            "Nasıl istersen" deyip kalkacağı sırada yerdeki kuru yaprak gözüne çarpan Ece, " bu nedir böyle " diyerek  almak için eğildiğinde, Yiğit ondan önce davranıp bir hamlede yaprağı kaptı. Ecenin şaşkın bakışları eşliğinde başparmağıyla yaprağı hafifçe okşayarak derin hayallere dalmışçasına mırıldandı.

            "Bu yaralarını sarılarla saran yemyeşil bir yaprak..."

...................................................

"Kızım bunu yapmak zorunda mısın?"

            Bu evliliğin benliğini yavaş yavaş yok ettiğini hissederken babasının sorusuna cevap vermekte zorlandı. "Evet babacım sizin için, bir yıldır her gece gördüğüm kabuslardan kurtulmak için buna mecburum... Size anlatmayı öyle çok isterdim ki, ama yapamam. AkBıN ın şakası yok bugün olacağına ona söz verdim aksi takdirde söylediğini yapar. Sizi korumak zorundayım..." diye cevap veren iç sesini susturup onun tam tersi şekilde konuştu.

            "Evet babacım Satılmış çok iyi bir insan"

            "Ama cimri"

            "Amaaan babaa o kadar kusur kadı kızında pardon oğlunda da olur" diye gülümsedi duygularını bastırmak için.

            "Annen yine kâbus gördüğünü söyledi. Nedense bu kâbuslarının, evlilikle ilgili olduğunu düşünüyorum"

            " Yanlış düşünüyorsun babacım. Gece herkes kâbus görebilir. Bu çok normal bir şey. Yatmadan önce fazla yedim onun etkisidir mutlaka merak etme sen"

            "En azından buraya iç güveysi gelme isteğini kabul et bari, gözümüzün önünde olursun"

            Selim kızına kıyamıyordu ama âşık olduğunu düşünüp, isteklerine de karşı koyamıyordu.

            "Olmaz baba sorumluluklarını almayı öğrenmeli"

            "Peki, dayanabilecek misin ?"

            "Sen beni merak etme babacım ben tüm Satılmışsal durumlara idmanlıyım" derken kapıdan onları izleyen Mim' le göz göze geldi.

            "Ablacım ben de seninle geleceğim sana destek olurum" diyerek içeri girdi. Küçücük yüreği ile ablasının içinde kopan fırtınaları hissetmiş, kendince çözüm üretme yoluna gitmişti. Bu haliyle ablasına çok benziyordu. Onun gibi fedakâr ve duyarlı. Zaten Lam ve Mim, Elifin ikiye bölünmüş hali gibiydi. Biri acılarını, biri umutlarını emanet almıştı.

             Kardeşine bakarken hücum eden duygu seli ile gözleri doldu. Söyleyecek çok şey vardı ama konuşamadı. Boğazındaki yumruyu bu sefer bastırmakta daha çok güçlük çekti. Kollarını açıp ona sımsıkı sarıldı.

             Babası da kızlarına bir süre sarıldıktan sonra Mim' i alıp, dışarı çıktığında, Elif başını önüne eğip, gözlerini bir noktaya sabitleyerek kendi kendine mırıldandı.

       "Tüm kâbuslar gece görülmez baba..."

..........................................

Kapıyı tıklayarak odaya giren Saime nikâh memurunun geldiğini haber verdi. Yiğit  başıyla onaylayarak biraz sonra ineceğini ifade etti. Son kez aynada kendine bakarken sağ üst köşeye iliştirdiği kuru yaprakta gördüğü gülümseyen Elif yansımasıyla içi burkuldu. "Uzun süre rahat bırakmayacaksın beni anlaşılan" dedi hafif bir tebessümle. "Olsun canın sağ olsun birkaç güne silinip gidersin nasılsa tüm benliğimden" deyip aşağı inmek üzere odadan çıktı.

            "Hoş geldiniz memur bey nasılsınız?"

            "Teşekkür ederim Yiğit Bey. Gelin Hanım yok mu?"

            "Ayça de birazdan burda olur. Hah işte geliyor..." diyerek Ayçayı karşılamaya giderken memurun  "Ayça mı?" dediğini duymadı. Merdivenlerden inen nişanlısını nezaket icabı  "Çok güzel olmuşsun" sözleriyle karşılayıp, elinden tutarak alkışlar eşliğinde nikâh masasına doğru yöneldikleri sırada, nikah memuru yanında getirdiği nikah evraklarını acele bir şekilde masaya çıkarmakla meşguldü. Yiğit Ayçanın sandalyesini çekip oturmasına yardımcı olduktan sonra kendisi de yerine yerleşirken salonda gür bir ses yankılandı davetlilerin şaşkın bakışları arasında;

            "Durun!.. Bu nikâh kıyılamaz..."

            Alışılmışın dışında bu itiraz seyircilerden değil nikâh memurunun ta kendisinden geliyordu. Yiğit ve Ayça bu duruma bir anlam veremedi ve şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Memur şaka yapıyor olmalıydı. Oldukça klişe bir şakaydı ve Ayça bunu söylemeden geçemeyecekti;

            "Memur Bey bu şakayı kıydığınız kaç nikâhta yaptınız bilmiyorum ama umarım bu son olur. Zira oldukça banal..."

            "Üzgünüm Ayça Hanım şaka falan yapmıyorum. Bu hikâyenin esas kızı siz değilsiniz. Yiğit Beyle evlenemezsiniz."

            "Bu ne demek oluyor şimdi. Ne demek esas kız değilim. Hem de öz hakiki esas kızıyım..." dedikten sonra Yiğit’e dönüp çıkıştı.

            "İpek böceğim!.. Bir şey söylemeyecek misin?"

             Yiğit Ayçanın uyarısı ile ancak şaşkınlığını atabildi.

            "Memur Bey biraz daha açık konuşur musunuz? Biz hiç bir şey anlamıyoruz. Bir sorun mu var?"

            "Bakın Yiğit Bey bana verilen nikâh defterinde Ayça Hanımın ismi yok"

            "Yiğit oğlum neler oluyor?"

            "Sakin ol halacım anlarız şimdi."

            "Mutlaka bir yanlışlık vardır. Bunun abimlerin nikâh defteri olduğuna emin misiniz memur bey?" diye söze girdi Ece.

            "Evet, küçük hanım. Bakın Yiğit Karahan yazısını kendiniz okuyun..." diyen memur, defteri Eceye uzattı. Ece önce deftere sonra abisine baktı şaşkınlıkla. Ayça bu duruma daha fazla dayanamadı ve sinirle kalkıp Ecenin yanına gelerek bir hışımla çekip aldı defteri elinden. Ellerinin titremesine engel olamıyordu. Deftere baktığı anda dudakları da titremeye başladı. Kekeleyerek orda yazan ismi okudu

            " Ee..Eeliiiff Kkaaayyaaaaa.....

            Salonda uğultular artmaya başladı. "Aaaaa!..Kim bu Elif Kaya? Yiğit’in yeni sevgilisi mi? O zaman neden Ayçayı oyaladı.. Vah vah zavallı kız... Pek de güzel... Boyun posun devrilsin Yiğit boynuzlamış kızı...  Şu güzelim kıza yapılır mı bu? Yok yok bu erkek milletine güven olmaz..." Fısıldadığını zanneden kalabalığın söylediklerini duymamak için elleriyle kulaklarını kapatan Ayça "yeteeer..." diye bağırdı. Salonda bir anda oluşan sessizlikle tüm gözler Ayçaya çevrildi. Gözlerinden ateş çıkarırcasına Yiğit’e döndü ve "Yiğiiiittt....." diye güçlü bir çığlık attı. Çığlığın titreşimi ile tüm konak camları tuzla buz oldu. Konukların bin bir zahmetle yaptırdığı saçları elektrik çarpmışa döndü. Ecenin uçuş uçuş eteği başına geçti. Birkan’ın çorabında gizlediği paracıkları etrafa uçuştu. Birce’nin bebeği için biriktirdiği broş, tek taş, kolye, küpe ne varsa hepsi yerlere saçıldı. Kedisinin tüyleri diken diken oldu. Müjgân’ın kahveleri stoklarından firar etti. Saime’nin saçları sırma gibi uzadı. Rafet’in göbeği eridi. Bahçedeki ağaçların yaprakları, ağaçlardaki kuşların tüyleri döküldü. Kümesteki tavuklar bir yıllık yumurtalarını çıkardılar bir anda. Sarmaşıklar kaçarcasına uzayıp tüm konağı kaplayarak perili köşke çevirdiler. Tüm bunlar olurken Yiğit’e ne mi oldu? Yiğit bu tür çığlıklara idmanlıydı ve yıkılmadan dimdik ayakta durup kulaklarındaki pamuğu çıkardı ve sakin bir şekilde konuştu;

            "Ne oldu ne bağırıyorsun kuyruğuna basılmış kedi gibi?"

             Yiğit’in bu sakinliği karşısında konuklardan biri gelip yüzüne tükürdü "tüüüü bir de utanmadan dalga geçiyor kızla" deyip yerine geçti. İşaret parmağını kaldırıp açıklama yapmaya çalışırken bir başkası gelip tokat atarak "Sallandıracaksın böylelerini Taksim meydanında bakalım bi daha yapabiliyorlar mı" diyerek yerine oturdu. "Ama teyzecim" diye konuşmaya yeltenen Yiğit yüzüne gelen suyla neye uğradığını şaşırdı. Bir bardak suyu yüzüne fırlatan teyze bir yandan da "erkek milleti değil mi topunun ..." diye söyleniyordu aksaya aksaya ordan uzaklaşırken. Yiğit yüzündeki suyu temizlemeye çalışırken bacağına yediği bastonla acı içinde yere kapaklandı. Hırsını alamayan bastonlu teyze sırtına okkalı bir tekme atmadan ayrılmadı ortamdan... Ayça yerde yatan Yiğit’in hizasına eğilip saçlarından tutup kaldırdı başını ve gözlerine bakarak sordu;

            "Yiğit beni deli etme... Seni bi hamam böceği gibi ezmeden önce açıklama bekliyorum kim bu Elif Kaya?"

             Yiğit tek gözünü zorlukla açıp Ayçaya baktı ve yerden doğrulup bağdaş kurarak oturdu.

            "Bilmiyorum ama ismine bakılacak olursa oldukça zarif, naif, kaya gibi güçlü, ama bir kır çiçeği kadar kırılgan, bembeyaz tenli, siyah uzun saçlı, zeytin gözlü, ponçik bakışlı, masum gülüşlü, güzellikte Türkiye birincisi bir kız..."

            Ayça Yiğidin dudaklarından dökülen sözlere inanamadı. "Neler söylüyorsun Yiğit?"

            "Ben ne dediğimi biliyor muyum? Deminki darbelerden oldu hepsi galiba. O son tekmeyi kaldıramadı bünyem. İşin aslı tanımıyorum bu kızı ama bu isim bende çok farklı duyular uyandırdı."

            "Tabi uyandırır Elif bugün senin karın olacak..." diye sırıtarak söze girdi nikâh memuru. Ama artık Ayçanın sinir katsayısı iyice artmıştı. Nikâh memuruna yaklaşıp bağırdı.

            "Kesin artık şu saçmalığı... Hemen bu yanlışlığı düzeltip kıyıyorsun nikâhımızı"

            "Bugün mümkün değil. Ancak üç gün sonra karışıklığı düzeltip yeni nikâh günü verebiliriz"

            Ayça sakin olmaya çalışarak durumu kabullendi. Ha bugün, ha üç gün sonra onun için fark etmezdi

            "Tamam, bugün düğün iptal üç gün sonra yapıyoruz "

             Yiğit duyduğu sözlerle hızlı bir şekilde bağdaş kurduğu yerden kalktı ve kafasını iki yana sallayarak;

            "Hayır, hayır üç gün sonra olmaz benim bugün evlenmem gerek..." diyerek itiraz etti.

            "Üzgünüm Yiğit Bey bu şartlar altında ya bugün Elif Kaya ile evleneceksiniz ya da üç gün sonra Ayça hanımla seçim sizin"

            Yiğit’in gözünde parlayan ışığı fark eden Ayça "hayır Yiğit bunu aklından geçiriyor olamazsın" diye Yiğit’in kucağına doğru bayılma numarası yaptı. Ama Yiğit "tam olarak bunu düşünüyorum" diyerek salondan hızla çıkarken Ayçanın yere kapaklandığını fark etmedi bile. Ayça yerde acı içinde "hiç bir yere gitmiyorsun çabuk geri dön sen benimsin sadece benimmm" diye bağırdı ama bu sözler Yiğit’i yolundan çevirmeye yetmedi. Bunun üzerine ayağa kalkıp koşarak peşinden gitti ve sumo güreşçisi edasıyla bacağından tuttuğu gibi yere düşürüp çekerek gitmesine engel olmaya çalıştı ama Yiğit vurduğu tekme darbeleri ile  kendini kurtarıp hızla salondan çıktı.

            Ayçanın "B.k böceği ne olacak! Beni terk ettiğine pişman olacaksın pişman" diye bağırmasının ardından salondaki çekirdekçi kalabalıktan hep bir ağızdan "aaaaaaaaaa" sesi yükselirken, Yiğit geri döndü. Yerden doğrulmaya çalışan Ayça "biliyordum beni bırakmayacağını" diye sevinse de Yiğit ona hiç bakmadan kalabalığın "vuuuuuuuuu" sesi eşliğinde memura sordu;

            "Elif Kayayı nerde bulabilirim?"


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

AKHILLI OYUN 3. BÖLÜM

  BU NİKAH KIYILAMAZ Konakta tam bir panik havası vardı. Herkes bir yerlere koşuşturuyor, telaşla yetiştirememekten korktukları düğün hazırl...