Bazı zamanlar insanın algısı tutulur. Düşünemez. Adına kıskançlık mı dersiniz, ego tatmini mi yoksa eziklik sendromu mu size almış. Anlık karar verirsiniz ve anlık pişman olursunuz. Ama pişmanlığı dile getirmeyi gururunuza yediremezsiniz. Tükürdüğünü yalamaktır bu. Ve toplum içinde tükürdüğünü yalamak en adi suçlarla eşdeğer tutulur. Bunu düşünüp yutkunursunuz. Gözünüzün önünden geçen tüm tepe üstü çakılma senaryolarına çelme takıp doğru varsaydığınız yanlış yolda yürümeye devam edersiniz. Emine işte böyle bir zamanda saplandı borç batağına. Böyle bir zamanda düştü durumu kendisinden farklı olmayan üç beş gösteriş budalası arkadaşının ağına.
Hiç bir zaman kullanamayacağı , uğruna aylarca sıkıntı çekmeyi göze aldığı yemek takımını önce rutubet kokulu bazaya yerleştirdi özenle. Sonra kocasının her hafta iş elbisesi çıkarmak için bazayı açtığını hatırladı. Ikına ıkına tekrar çıkardı. Kırılmasınlar diye dikkat ederek sürükleyip buzdolabının yanındaki boşluğa koydu ve üzerine dantel bir örtü örttü. Ama kocasının en sık uğradığı yer buzdolabıydı. Burda da duramazdı. Sürükleye sürükleye tekrar yatak odasına götürdü. Gardrobun kendi bölmesini açtı ve güçlükle kaldırarak askılı kıyafetlerin altına yerleştirdi. Uzun elbiseleri üzerini kapatıyordu ama orda bir şeyler olduğu belliydi. Vazgeçti geri çıkardı. Paketi açtı her bir parçayı ayrı yere koymayı düşündü. Ama kocası çok dikkatliydi. Eve bir iğne girse fark ederdi. Onunki de iyi cesaretti doğrusu. Ayrı ayrı hiç olmazdı. Yakalanma ihtimalini kuvvetlendirirdi. En iyisi Saadet Ablaya bırakmak diye düşündü. Hem kocası da yoktu, o onun için saklardı. Gerçi yetişkin oğlu vardı ama böyle şeylere dikkat edeceğini sanmazdı. Hemen çıkıp karşı komşusunun zilini çaldı ve durumu anlattı. Sıkı sıkı da tembihledi. "Aman abla İskenderin haberi yok ha!" diye. Neyse ki Saadet Abla kabul etti de eve gelip derin bir nefes aldı.
Takımı saklamıştı saklamasına ama önünde daha büyük bir sorun vardı. Nasıl ödeyecekti? O kadar senet imzalamıştı. Kolundaki tek bileziği bozdursa İskender nerde bileziğin demez miydi? Gündeliğe gitse hayatta izin vermezdi. Evde oya yapıp satsa oya bitene kadar senet günü gelir çatardı. Efkarlanınca çıkardı bir sigara yaktı. Kokusunu içine çekince canı kahve istedi. Pek keyifli değildi ama yine de kalktı kendine bir kahve yaptı. Televizyonu açıp çok sevdiği evlendirme programını izlerken stresini bir an olsun unutmak istedi. Eş arayan adam "borsa zenginiyim ben" diyordu. Zenginlik kelimesini duyunca dikkat kesildi. Hikaye dinler gibi dinledi anlattıklarını. Cebine oluk oluk para aktığını hayal etti. Ama neydi bu borsa? Evde oturduğu yerden para kazandırıyorsa pekala kendisi de kazanabilirdi. Telefonunun arama motoruna borsa yazdı. Açılan sayfa bir sürü anlamadığı sayfa, sembol ve numaralarla doluydu. Bu sefer borsa nedir diye yazdı. Çıkan sayfaları tek tek okudu. Bir alım satım işiydi anlamıştı ama neyi vardı da neyi satacaktı? O gün akşama kadar incelemeye devam etti. Sayfa sayfayı açtı derken yemek yapmayı unuttu. Kocası geldiğinde ağzında birkaç kelime geveledi ama fırça yemekten kurtulamadı. Ben akşama kadar köpek gibi çalışıyorum da sen bir tas yemeği önüme koyamıyorsunlar, ne işin var yemek yapmaktan başkalar, isyanlar, afralar tafralar derken günü sucuklu yumurta ile kapattılar.
Ertesi gün telefonu eline alıp yeşil koltuğuna oturdu. Kafaya koymuştu. Borsayı çözecek. Para kazanacak ve kocasına akşam ettiği lafları yedirecekti. Artık iki hedefi vardı. Biri takımın parasını ödemek, diğeri kocasına başka işlere yaradığını da göstermek. "Borsadan en kolay nasıl para kazanırım" yazdı telefona. İlk çıkan sayfaya tıkladı. Yeni başlayanlar için diye başlayan yazıyı görünce gülümsedi. Hah dedi tam bana göre. Adını soyadını kimlik ve telefon numarasını doldurdu. Gönderdi. Gönderdiği an yine içine bir sızı çöktü. Ya bir dolandırıcı sayfasıysa borçlarına borç eklenirse. Geri silmeye çalıştı ama ekranı bulamadı. Yüreği yerinden çıkacak gibi atarken telefonu çaldı. Sesi titreyerek açtı telefonu. Karşıdaki ses iki günlük araştırması sonucu bir kısmını anladığı terimlerle tabandan alıp tavandan satma üzerine birkaç ütopik cümle ile Emineyi hipnoz ettikten sonra ilk hisse senedi alışı ile ilgili kredi kartı numarasını istedi. Kocasının mutfak masrafları için bıraktığı düşük limitli kart numarasını verdi ve kapattı. İçinde alev alev yanan bir şeyler vardı. Yemek takımını aldığında da aynı şey olmuştu. Beyni neden hep geriden takip ediyordu ki olayları? Ah ah!... Kocası bir duyarsa!
Emine... Ah Emine!... Kocasından gizli aldığı yemek takımını nereye gizleyeceğini şaşıran Emine... Arkadaşının bir anlık gazına gelip faka basan Emine... Bastığı fakı nasıl ödeyeceğini kara kara düşünen Emine...Bu uğurda olmadık işlere bulaşan Emine... Başını duvarlara vurup da canı yanınca duvara kızan Emine...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder